Günce

Bir baş sarımsaktaki yalnızlık

Az önce kapıdan girdim.
Ne zaman beni bütünüyle hapsedeceğini bilmediğim soğuğa yakalanmadan, güneşin verdiği huzuru yakalamaya gidiyorum. Konuşuyoruz bu ara. Bazen güneş anlatıyor, bazen bulut, bazen yağmur. Sessizce dinliyorum. Sonra ben anlatıyorum, onlar dinliyor.
Bazen içimden.
Bazen dışımdan.
Bazen içime.

Aynı güzergâh, farklı hikayeler.

Boğazımdaki düğüme yapacağı katkı için ekmeğimi alıyorum.
Madem ilgilenmeyecektin neden aldın? der gibi şikayetçi çoğunlukla. Ben istiyor muyum böyle olsun?

Yoğurtla sarımsağı birbirine kavuşturamadım bir süredir.
Otuz metre ileride siyah bir plastik sepet içinde bekliyor sarımsaklar. Yoğurt evde tek başına.
İçinde bana faydası olacak bir şey var mı bilmiyorum.
İçimde bir şey kaldı mı? onu da bilmiyorum. Onu da, kendimi de tüketmeden ortak bir yaşam sürüyoruz.

Telefon kulübesi mi burası aq. Herkes görüşmelerini camın önünde mi yapmak zorunda. Bırakın rahat dökeyim içimi. Sabah müzik sesi fazlaydı, bu sefer sadece yağmur. Kulaklığı takıyorum.

Bir süredir devam eden sarımsak alma mücadelemin sonunda savaşı kaybettim diyordum. Anlatayım.
Yoğurdun durumu belli. Kendi içinde sınıflara ayrılmış, ağırlığınca kaplanmış. (kabb)
Gidip alıyorsun.Kolay iş.

Sarımsak
Bu ikisi onlar. Kökleri hemhâl…
Masada o.
Masada sen.

Sarımsak öyle değil.
Siyah sepetinin rengi gibi atık kafalarıyla, sepetin içinde bile kendi başına buyruk, her bir baş kendine buyruk takılıyorlar öyle içeride.
Ben uzlaşmanın yolunu bulacağım aslında o başla ama, arada manav abla var.
Aşkım tanışıyor kendisiyle. Beni gördülerse, onun yanında görmüşlerdir. Kendi başıma bir değerim yok onlar için. Keşke beni de tanıştır manav ablayla deseydim. O zaman farklı olurdu belki.

Bir an yağmur diniyor sandım. Kaç dakikası var videonun derken, canlı olduğunu gördüm 23 saat önce başlamış. Yağsın bakalım.

Yoğurt bekliyor. Biz sarımsakla anlaşıyor, ablayla tanışmıyoruz.
Tanışsak, anlaşırız mıyız? bilmiyorum. Çok da manav abla beklentilerini karşılayacak bir tip değilim.
Zaten onun için yoğurtlar gelip gidiyor ama sarımsağa kavuşamıyor.
Onun için bir süredir yüksek tansiyonla geziyorum belki de. Biraz sarımsağımız olsa böyle mi olurdu?Denemez olur muyum?, dolaptakiler bana dönmüştü.
Dışlarında bir şey yoktu ama, içleri çürümüştü.

Sarımsak nasıl seçiliyordu ki?
Bu bilgi bende var mıydı?
Ya da şu anda tamamen o an yaşadığım duyguyu hatırladığım için mi üzerine düşündüm bilmiyorum.
İçgüdüsel bir yanaşma ile mi seçtim acaba o baş sarımsağı.
Seçme sebebim ne olursa olsun, alacaktım o baş sarımsağı.
Alacaktım da, manav ablayla tanışmıyorduk işte.
Bir baş sarımsak alacağım ve manav ablayla tanışmıyoruz. Onun için de yoğurt sarımsağa, sarımsak yoğurda kavuşamıyor. Ben de yüksek tansiyonla dolanıp duruyorum ortalıkta.

Yağmur kesildi. Yirmi dört saat canlı sonrası mı kesiliyor acaba? Yeni bir videoya pasladı beni. Ver yağmuru.
Bunun on beş saat olmuş. Rahatız, kesintisiz yağabiliriz.

Buldum yolunu. Bir tane daha kestirdim gözüme, kaptım ikisini de. Ödeme yapan ablanın arkasından kenardaki poşet tutan zımbırtıya uzanıp bir tane kaptım ve ikisini de salladım içine.
İyi gidiyorum bence.
Kilosu yüz yirmi olmuş. On liraya yakın bir tutar yakalayabilirsem yırttım.

Poşet içerisinde güvenceye aldığım iki baş sarımsağımı teraziye koydum.
Artık rahatım. İkiniz de benle geliyorsunuz. Bu akşam bu hasreti sonlandıracağım.

“Yedi lira” dedi. O kötü oldu işte. Gerildim bak.
On lira uzattım.
“İki lira var mı? dedi.

Abla bana bu yapmasa mıydın?
Ben sırf bu yüzden günlerdir kavuşturamıyorum yoğurtla sarımsağı, sarımsakla yoğurdu. Bu yüzden dert sahibi oldum. Tansiyon tavan, sinirler harap dolaşıyorum ortalıklarda.
Sırf bu yüzden adım atmadım, uzak durdum günlerdir. Ekmek almaya giderken, tanıştırılmamış olsak da, ben hep bu dükkânın önünden geçiyorum. Kendimce tedbir almışım bu yaşanacakların önüne geçmek için. Geldiğimiz noktada bu yaşadığımız şey reva mı bana?

Bir baş sarımsağın hesabını vermemek için, yanına bir tane daha ilave etmiş, öyle çıkmışım karşına.
Kendimce hazırım. Her şey çok güzel olacak.

İki liram olsa, gelir senden 2 liralık sarımsak isterim, verdiğin kadarını alır giderim. Neden yapıyorsun şimdi bana bunu?

Yağmurdan herhalde. Bir üşüme geldi. Termostatı ayarladım. Kalorifer birazdan sarmalar beni.

Yine de umutluyum. Kararlıyım da.
Kavuşturacağım yoğurtla sarımsağı, sarımsakla yoğurdu.
Bir hamle daha yapıyorum.
“Kredi kartı ile ödeyeyim?” diyorum, az önce ekmeği de aynı şekilde ödemiş olmanın verdiği güvenle. Demek ki olabiliyor.
Olabiliyorsa, her şey bitmiş demek değil.
Her şey bitmemişse, hiçbir şey bitmiş değil.
Rahatlıyorum. Aynen bu son satırı yazdığım gibi.
Her şey bitmemişse, hiçbir şey bitmiş değil.

On lirayı bana geri uzatıyor. “Sonra verirsin!”
-…!!!???
Kaldım öyle… Tek başıma…
– Ben zaten şu köşede oturuyorum. Getiririm.
diyebildim.
İnandı mı bilmem. Ama geri gelmese de umrunda olmayan bir yedi lira gibi hissettirmeyi başardı.
Dışarı mı çıktım, boşluğa mı düştüm hatırlamıyorum.
Eve kadar nasıl geldiğimi de bilmiyorum.

Diyemeyebilirdim de.
Şükür, o kadarını söyleyebildim en azından. Ekmeğin ucundan ufak bir parça almış olsam, düğüm büyüyecek onu da söyleyemeyecektim. Allah’tan ağzım boştu.

Eve girmemle birlikte bir sağanak bastırdı. “Nassı mavi, nassı mavi…”
Aşıksanız; suyun da, yağmurun da rengi mavi. Tuna zaten mavi….

Bak şimdi durduk yere borçlandım manav ablaya.
Ama kavuşturdum sarımsağı yoğurda, yoğurdu sarımsağa

Biraz ısındım.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Yorum yaz | Görüntüle

Başa dön tuşu

Dengeliyorum sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Reklam Engelleyici Algılandı

Bağımsız yazı/yorumlarımıza destek vermek için lütfen sitemize özel devre dışı bırakınız. Reklam gelirleri; domain/sunucu giderleri için kullanılmaktadır.