Günce

Kesmeyen Keskin Bıçak!

Keskin Bıçak!
Önce durumu anlayalım. Kafam beton.
Değilse bile bu satırları yazmak, ayık kafayla olabilecek bir şeyler değil.
Ayık kafayla; ego, saçma tartışmaların içine giriyor. Biraz daha rahat bir “mod” a geçtiğinde “gerçek” ler dökülüyor sözcüklere.

Bir kare aklımda. Çıkmamacasına.
Kimsenin hiçbir zaman yaşamamacasına.

Tanım

Elinizde düz bir çizgi hayal edin. Bu çizgi bir bıçak. Çakıdan hallice.
Mutfaktayız. Ne yapmaktayız bilmiyorum.
Ama günlük telaşe içinden belli ki bir şeylerle uğraşıyoruz. Kesme tahtası ve bir bıçak.
Ahşap saplı ama; sap, sap olmaktan vazgeçmiş.
Kesme tahtasından bile emin değilim sadece bıçağı ve sapını görüyorum.
Ahşap kısmı öyle bağımsız bir odun parçası gibi çelik ile temas halinde sadece.

Elinizde düz bir çizgi hayal edin. Yine.
Heh, işte o çizgi; yukarı doğru 15-20 derece daha yukarı yönelmiş.
Abarttım mı? Hadi 10-15 olsun.
Ve sen o bıçakla bir şeyleri (domatesti galiba bilmiyorum) kesmeye uğraşıyorsun.
Ne olduğunu, neden olduğunu hatırlamıyorum.
Çünkü; ne kestiğini kesecek kadar keskin değilim.
İşaret parmağınla çelik kısmını yerinde tutup, kendinden vazgeçmiş bir bıçağı hayata tutundurmaya çalışarak, varoluş sebebini sorgulatır gibi kesmeye çalışıyorsun.

Nasıl oldu bilmiyorum ama soruların saldırısına uğradım hepsi “Neden?” ile başlayan.

Neden bu bıçak hâlâ?
İstesen elbette alabilirdin yenisini ve kesinlikle yenisinin de daha iyisini.
Neden bu zorlama? Kesmiyor işte.
Biliyorsun ve görüyorsun. Neden bu ısrar? Kimden, neyin hesabını soruyorsun?
Belli ki var bir hesabın sana bunu yaşatanlara.
O kesmedikçe, senin kesiyormuş gibi devam etmelerin biliyor belli ki o bıçağın keskin yanını!

Her darbede bıçak bir zaman dilimine girip çıkıyor gibi. Kesilmiyor ama bıçaklanıyor o zaman dilimi!

Neden değişiklik yok?
Belli ki; kopamamışsın henüz sana bu bıçağın keskin olamayışını yaşatanlara.
Evet aynen de böyle yazdım. Çünkü rahat yazmadım, sen de rahat okuma.
Neden bu vazgeçmeyişin?
1,5 sene olmuş. İnsan barışmazsa da en azından affetmez mi? En azından kendi huzuru için.

Canım

Ben mi?
Ben dağılmış, duruyorum öyle kenarda sadece. Ne sana, ne yaşadığına kızamadan. Daha doğrusu, kızıp, söyleyemeden.
Yaşatılana da kızdım, neden diye? Sana da! Neden bu yükü taşımayı tecih ettin diye!
Bıraksaydın keşke. Vazgeçmeyi öğrenseydin eski ağır yüklerden.
Hiç mi biri elinden tutmadı?
Hiç mi denk gelmedin ve bir sinyal göndermedi o elinden düşürmediğin sosyal medyan.
Keşke.

Final

Sen farkında değilsin.
Ben ikisine de kızgın ve kendi içimde darmadağın.
Bu hakedilebilir bir şey değil. Ya yaşatılabilir, ya da tercih edilebilir.
Ama ikisinin arasında bir yerde hak edilebilen bir şey değil.

Canımın nasıl acıdığını bugün bile hissedebiliyorum.
Gencecik bir kadının, ufacık elleriyle yaşadığı haksızlığı nasıl doğradığını gördüm o akşam.

Tuttum kendimi. Ağlamadım. Ama içim çok yakındı ağlamaya.
Acını alıp kenara koydum.
Bütün kızgınlığını.
Anne, baba ve her ne yaşatılıyorduysa o anda, neden o bıçak hâlâ o evde varsa.
Bugün yazarken koyverdim onun yerine.

Geriye, sadece kalabilen kalıyor onca yaşanılandan sonra.

Bıçak.
Kesmeyen,
Keskin Bıçak.

Uykusuz, yorgun ve üzgünüm.
Çok.


08.08.2026 05:40

İlgili makaleler

Yorum yaz | Görüntüle

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam engelleyici algılandı!

Bağımsız yazı/yorumlarımıza destek vermek için lütfen sitemize özel devre dışı bırakınız. Reklam gelirleri hosting/domain gibi giderler için kullanılmaktadır. Anlayışınız için teşekkürler!👍✌