Vaz-geç-mi-yo-rum.
Başka bir yazıya niyetlenmiştim aslında. Biraz da yazdım ama…
Ya tam olarak içimdekini karşılamadı, ya da o sırada devasa orkestranın içinde yine en hüzünlü notalara odaklandım.
“Gel-git(li)me” li ruh halim, orjinal ayarlarına döndü yani.
Ayakta kalmaya çalışıyorum.
Soranlar oluyor “Nasılsın?” diye.
“Olabildiği kadar” diyorum. Sanki olabiliyormuş gibi. Sanki olabilecekmiş gibi.
Olmayacağını, olamayacağını biliyorum. Birlikte olmadığımız herhangi bir durumda, seni bilmem ama benim daha iyi olmam mümkün değil. Kimseye anlatmaya da uğraşmıyorum artık.
Denedim.
“Ben onu çok seviyorum. Bir gün yine, muhakkak ama nasıl bilmiyorum.” diyorum.
Kimse yüzüme söylemiyor ama, teselli cümlelerinde “Zavallı” ‘nın altı çizili.
Ben yapamadıktan sonra, kimse yapamayacak bunu biliyorum ama umut dünyası. Birinin bir cümlesi bana yol gösterir mi diye umutlanmadan edemiyorum. Herşeyi yapmaya hazırım aslında ama, kaybedeceğim bir şey kalmamış olmasına rağmen, daha da kötüsü olur mu diye düşünmeden edemiyorum. Göz önünde olanları görememekle ilgili sabıkam var.
Bakırköy daha az yaralar diye tahmin ediyor, iyi olduğunu umuyorum.
Gitmek mi zor, kalmak mı? sorusunun cevabı hep net bende. Geride kalmasın umarım hiç kimse. Yapacağım herhangi birşeyin kötü gelmesinden korkuyorum. Bizimkilerin tansiyonunu zıplatmaktan korkuyorum. Şu anda yaptığım veya yapmadığım herşey zaten göze batıyor. Daha kötüsü olur mu? diye korkuyorum.
Sonra onları aklımdan çıkarıp başka düşüncelere dalıyorum.
Bilse de, arayıp bir kere daha söylemeliyim ne kadar sevdiğimi diyorum.
Yan odada uyurken özleyip, uykudan uyandırmak; saçını koklayıp yanağını öpmek ne demek.
Bir kere daha anlatmalıyım, “herşeyim” ne demek.
İlkinde farkında olmasam da, daha ikinci söyleyişimden itibaren “Vazgeçmem” kelimesinin benim için ne anlam ifade etmeye başladığını bir kere daha anlatmalıyım. “Böyle mi vazgeçmeyecektin?” sorusunun bunu kalbime kazıdığını ve ömrümün geri kalanını asla vazgeçmemek üzerine kurduğumu anlatmalıyım.
Nefesim yettiğince.
Belki sonuncudan sonra bile.
Yine de bir korku. Ya telefonu da engellerse?
Whatsapp engeli zaten ömrümün yarısını götürmüşken, en azından son bir telefon konuşması için bir şansım olduğunu bilmek teselli veriyor. Ya o da giderse elimden. Ölmekte olan bir idam mahkumu gibi o son telefon görüşmesi hakkımın saklı kalmasını istiyorum. Hangisinin de son olacağını bilmiyorum.
O riski almayacağım. Hayat bu, ne zaman lazım olur kimbilir.
Belki çoktan engelledin bile.
Ama son telefon hakkım da, vazgeçememe hakkım da içimde saklı benim.
İkisine de dokunamadı kimse.
Her şey kutsal hale geldi. Ortalığı çekip çevirmem lazım ama bazen dokunamıyorum bile. Karşıdan gördüğümde bile arkamı dönüp gittiklerim var. Keşke kurbağanın bir şansı daha olsa. İlkinde çok iyi değerlendirmiş, harika bir hayat yarısı vermiş. Şimdi elde son parça hayat kaldı benim için. Sanıyorum annem gibi onun da yarısını görmem. Ya sinirlerim, ya kalbim. Bir tanesi son düzlükte havlu atar gibi geliyor.
Her insan bir gün gidebilirmiş. Yani öyle diyorlar.
İki tanesinin gitmeyeceğine, bugün hala tüm kalbimle inanıyorum. Senin gidişini kendime açıklamaya zorlanıyor, mecbur kaldığın için geçici olarak yapmak zorunda olduğun birşey gibi düşünüyorum. Daha iyi hissettirmiyor belki ama, umudum yerinde duruyor. O umutla güç bulabiliyorum sabahları yataktan kalkmaya. Yüzümü yıkamadan yüzüm ıslanıyor, gece yatarken ıslak. Kask açık da, sürekli yağmur doluyor içine gibi. Yağmur o kadar ıslatmıyor. Bu, canla karışık.
Ayakta kalmaya çalışıyorum.
Zamanı geldiğinde “Ben buradayım.” diyebilmek için yapmam gereken şeyler var. Bu dönem zor, ama çalışıyorum. Muhakkak yapacağım, başka türlüsü mümkün değil.
Senden gelecek en ufak bir habere aç bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyorum.
Konuşup daha kötüsünü duymaktansa, yere çöküp kaldığım telefon konuşmasının sonuncu olmasına da gönlüm razı. Biraz olsun sesimi duyurabildim gibi geliyor.
Durmayabilirim.
Ama çırpınışlarım arasında, hangi noktadan sonra “vazgeçmesem de uzak durmam gerektiğini” gözden kaçırır mıyım diye de korkuyorum. Hiç kırmak istememiştim ki.
O, iyi olsun da, sen vazgeçmiş ol diyorum.
O da şarta bağlanıyor.
Canımdan geçerim.
Senden vazgeçmem.
Hee bir de seni bilmem ama ben mucizelere inanıyorum. Yaşamışlığım var.




