Kim suçlu?
Kim suçlu?
Hepimiz ilk bakışta onu arıyoruz.
Kimin ne yaptığı, ortada ne olduğu ile ilgili değiliz. Sadece suçluyu arıyoruz. Kim suçlu?
Ortalık ağır dökülü, kırılmışlar var, yitirilip giden şeyler… Güven, hayal, umut, sevgi, kalp. Hepsi ortada, darmadağın. Ne kadar umurumuzda acaba, gidenin durumu, kalanın perişanlığı? Varsa, yoksa kim suçlu?

Gidenle birlikte, kalanın ne durumda olduğunu merak eden kaç kişi var acaba? Ve bunun ne kadarı sahici?
Gerçekten ne durumda olduğunu mu merak ediyorsun, yoksa, neden bu durumda olduğunun suçlusunu mu arıyorsun kendince karar vermek için.
Öyle ya, haketti mi, yoksa acımak mı gerekiyor geride kalana. Kim suçlu?
Ne yapacak peki? Toparlayabilecek mi kendini, kurabilecek mi yeni bir yaşam. Ya giden? Devam etti mi yoluna? Gitmek mi zor, kalmak mı zor, karar verildi mi? Giden, gitmekle kendini mi kurtardı, yoksa kalanı mı perişan etti? Kim suçlu?
Kim suçlu kalanın umutlarını yıkarken.
Kendi hataları mıydı kendini yok eden? Giden mi kurtardı kendini yeni umutları var ederek.
Gitse mi iyiydi, kalsa mı?
Kim suçlu?
Kalabilir miydi? Önlenebilir miydi gidişi?
Hepsi yapılmış mıydı, elde olanın?
Devam etseydi, ısrar etseydi… Döndürebilir miydi gitmekte olanı?
Varsa yoksa, sadece bir sorunun cevabı…?
Kim suçlu?
Enerji ve kader konularını denklemin dışında bırakıp, ayaklarımızı yere bastığımızda neler görüyoruz ona bakalım biz.
Gözlemciler tarafından sanki aksi mümkünmüş gibi aranılan suçludan ziyade, biten ilişkilerin doğal olarak tek bir suçlusu olduğunu öğrendim bugün.
Giden erkek zaten suçlu. Onu bir kenara koyalım. Kalan erkek de suçlu, ama nasıl?
Anda yaşayan kadını, gitmeye karar verdiğinde; geçmişte yaşadığınız güzel şeylerin durdurması mümkün değil. Her ne kadar mantık süzgecinden geçirdiklerini iddia etseler de, anlık olarak duyguları ile karar alıyor ve daha sonra bu kararı olumlama uğraşısı içine giriyorlar.
Yani, kadın dediğin suçu geride bıraktığına atmadan gitmiyor.
Aslında seninle de derdi yok. O kendi yaptığına, kendini inandırmak derdinde. Dolayısıyla, kendi kararınını rasyonelleştirirken seni de araya sıkıştırıyor.
Konuşma çabalarına da manipülatüf damgasını yapıştırdıktan sonra, tabutun kapağını kapatabilirsiniz.
Üstelik kendini inandırdığı kendi gerçekliğine seni de ortak ederek manipülasyonun kralını yapıyorken belki de! Ve senin cümleleri toparlayıp “sonra …” bile diyemediğin anda.
Çok uzun bir süre sonra, gittiğin yol kadar bile vakit ayırmadan. Hemen, bir kaç saatte.
Toplasan bir gün etmiyor yani.

Peki o zaman kim suçlu?
Kadın haklıdır, erkek suçlu.
Yine bir abimin bu yaşımda öğrettiği bir cümle ile bitireyim de, benim gibi öğrendiğinizde çok geç olmuş olmasın. Olmayacağına yemin edebilirdim.
“Herkes bir gün gidebilir.”
Az önce bunu arattım da en üstte bu çıktı iyi mi? 🙂
Çeşitli olgularla bireysellik pompalanan bir çağın, sonsuz güven ve teslimiyet odaklı şövalyelerine çağrımdır.
İndirin silahlarınıza ve teslim olun.
Siz bu çağın adamı değilsiniz.





