Bir sırrım var: Antinatalizm * tam bana göre

Bir görüşü tamamen benimseyip bunu ayıp olur diye eşe dosta söyleyememek kabul edilemez, değil mi? Maalesef ben bunu yapıyorum. Yani antinatalizm görüşünü benimsediğimi pek çok kişiye söyleyebiliyorum ama bazen de görüşümün tam tersini yaptıkları için insanları tebrik etmek durumunda kalıyorum. Hatta bazen bazıları için seviniyorum bile. Evet evet, galiba “omurgasız” dediklerindenim ben. Durun, açıklayayım (zaten antinatalizm çok bilinen bir kavram değil):

deniz yıldızı, denizyıldızı
Omurgasız hayvanların derisidikenliler şubesinden “deniz yıldızı”

Efendim şimdi biz hiç çocuk sahibi olmak istemedik. Meğer antinatalistmişiz. Yaşadığımız ülkedeki eğitim-sağlık problemleri, suç düzeyinin yüksekliği, refah seviyesinin düşük oluşu ve insana değer verilmeyişi; eşimle ikimiz için birden en önemli etkendi. Çevresel faktörler yani doğacak her yeni bireyin dünyaya daha fazla problem getirişi de benim için en önemli etkenlerden biriydi. Ayrıca bu çocuk ileride bize, tıpkı bizim ebeveynlerimize sorduğumuz gibi “beni neden dünyaya getirdin ki?” diye sorarsa verecek cevabımızın olmayışı da bir başka önemli etkendi. Yani sırf biz mutlu olacağız diye, bir canı bunca acının içine atmak, çok bencilce değil miydi?

antinatalizm slogan

Gençken diyorduk ki, para-pul her şeyi denk getirince, hayatımızı düzene oturtunca, bir çocuk evlat ediniriz. Sanki dünyanın en güzel genleri bizimkiymiş gibi bir kibire kapılıp da kendimiz bebek yapmak zorunda değiliz. Sonra baktık, şartlar düzeleceğine kötüye gidiyor. Biz ne kadar çalışırsak çalışalım, kenara ne kadar para koyarsak koyalım; Ortadoğu’da hayat iki katı daha fazla zorlaşıyor ve biz ileriye gideceğimize geriye gidiyoruz. Tabii ki hiç bir zaman kendimizi böyle bir sorumluluğu almaya hazır hissetmedik. Ya o çocuğu bizden daha iyi imkanlara sahip olabilecek biri evlat edinseydi? Bizim yaptığımız, o çocuğun hakkını yemek olmaz mıydı?

Antinatalizm antinatalizm dedik, başımıza ne geldi…

bebek ayakkabısı, patik, bebek patiği
Dikkat bebek var!

Bu görüşlerde olmamıza rağmen evliliğimizin 13. yılında beklenmedik bir hamilelik durumuyla karşılaştık. Planlamamıştık, istememiştik. Ama oldu. Bir kadın olarak benim hissettiklerim ilk önce utanç oldu, benim gibi kültürlü bir kadın nasıl bu duruma düşerdi!**

Sonra korku geldi, aman Tanrı’m, nasıl anne olurdum ben, daha kendime yetemezken! Ardından panik ağır bastı, hemen hayatımızı değiştirmeliydik, başka bir ülkeye yerleşmeliydik, bebek için en iyisini yapmalıydık, eşim sigarayı bırakmalıydı, ben asla kahve falan içmemeliydim, kozmetik-deterjan hepsini camdan dışarı fırlatmalıydım, organik sebzelerin en organikleri nerede satılırdı ki? Kafam çok karışıktı, gebelikle ilgili her şeyi okumalıydım, anne olmak hakkında her şeyi araştırmalıydım. Bir doktora daha mı gitseydim?

Bütün bunlardan sonra gelen neydi biliyor musunuz? Mutluluk… Sonsuz bir mutluluk… Hiç bir şey beni kötü etkilemiyordu. Sanki ilk defa hayatla beraber ben de akmaya başlamıştım. Kendimi tüm insanlarla hatta canlılarla bir bütün gibi hissediyordum. Sanki dünyanın dönerken çıkarttığı sesi duyabiliyordum. Evrenin sırlarına vakıf olmuş gibiydim. O kadar huzurluydum ki, kimse bana zarar veremezdi. Ben ödüllendirilmiştim, ben seçilmiştim. Ben böyle hiç planlamadığım anda bir bebek ile ödüllendirildiysem ya da bir bebek tarafından seçildiysem zaten onun için en iyi anne olacaktım. Onun için en iyi şartlar bende olduğu için bu bebek şu anda benim karnımdaydı.

Evet hayatımda onun için yapacağım pek çok fedakarlık vardı, kozmetik kullanımını bırakmıştım, kahveyi-çayı ve tabii ki alkolü ağzıma sürmüyordum, sağlıklı gıdaları satın alıp tüketmeye özen gösteriyordum. Ama bütün bunları yaparken sakindim, kendimi her şeye muktedir hissediyordum. Zaten karbonhidrat-sigara tüketmediğim, spor yaptığım, sağlıklı bir hayatım vardı. İnsanların girmek için onca çaba sarfettiği ketozisten hiç çıkmıyordum ama bu durum keton testimin pozitif çıkmasına sebep olduğu ve keton da bebek için çok zararlı olduğundan, mecburen karbonhidrat tüketmeye başlamıştım.

Eşim yeni bir hayatı nerede ve nasıl kurabileceğimiz hakkında aşırı endişeliydi ama ben onu sakinleştiriyordum. Elimizden geleni yapmak yeterliydi, her şey olacağına varır ve olanlar da zaten bizim için en hayırlısı olurdu.

hamilelik, sağlıklı hamilelik, hamilelikte mutluluk
Doktoruma göre, gebelik mutluluğu, hormonlardanmış.

Kabullenme zamanı…

Böyle şahane bir psikolojideyken, bir gün, bebeğimin artık canlı olmadığını öğrendim. Doktorum ağladı, doktorumu teselli ettim. Haberi aldığımızda Annem ilk kez benimle ultrasona girmişti, çok heyecanlıydı, sonrasında Annemi teselli ettim. Eşimin (XY) sadece ben üzüleceğim için üzüldüğünü ve aslında büyük ölçüde rahatladığını tahmin ediyorum. Elbette öğrendikten saatler sonra ilk yalnız kaldığımda kendim de ağladım ama bu, bebeğim öldüğü ya da bebekli bir hayatım olmayacağı için değildi, sadece kaybettiğim o mutluluk ve dünyayla bütünleşme hissini biraz daha tadamayacağım için ağladım. Bencilce, biliyorum. Ama sırf, anne olan herkesin, “bambaşka bir duygu, mutlaka tatmalısın” dediği duyguyu tatmak için bu acı dolu dünyaya bir çocuk getirmek de bencilceydi ya hani… Ben, “hayırlısı böyleymiş” dedim. Annelikten payıma düşen, geçirdiğim 6 haftaydı. Bir çok ders almıştım, ruhen geliştiğimi, büyüdüğümü hissediyordum. Bebeğimin gelişini de gidişini de kabullenmek, hayatım boyunca verdiğim en büyük sınavdı.

Günümüze dönüyorum ve çocuk yapmak için onca uğraşan aileleri görüyorum. Çeşitli tedaviler, hatta defalarca tüp bebek deneyenleri. Defalarca hamile olup her düşürdüğü bebekle yıkılan, hırpalanan anneleri. Borçla, krediyle; bir kez daha tüp bebek, bir kez daha tüp bebek deneyen aileleri… Neden?

NEDEN???

Yok, başka hiç bir şey diyemiyorum. Tek söyleyebildiğim;

NEDEN????????????????????

antinatalist, antinatalizm
Antinatalizm sembollerinden biri

Size bir sır vereyim mi? Anne olan arkadaşlarıma ya da hamile arkadaşlarıma tebriklerimi ve iyi dileklerimi iletiyorum. Onları sevdiğim için, benim 6 hafta boyunca yaşadığım mutlulukları yaşayacaklarını düşündükçe, onlar kadar mutlu oluyorum ve aslında bir ANTİNATALİST olduğumu saklıyorum. Üstelik bazılarının kendilerini bile geçindirecek gücü olmadığını bildiğim halde, bu “Neden?” sorusunu onlara soramıyorum. İş işten geçtikten sonra morallerini bozmaya kıyamıyorum. İşte bu benim ikiyüzlülüğüm, işte bu benim omurgasızlığım.

Terbiyesizce olmadığı sürece lince hazırım. Buyurun, yorumlara duygularınızı dökebilirsiniz.

  • * Antinatalizm terimini ilk defa Belçikalı aktivist, yazar ve filozof Theophile de Giraud‘nun (doğum 1968) L’art de guillotiner les procréateurs: Manifeste anti-nataliste kitabında kullanıldığı değerlendirilmektedir. Bu terimi Türkçeye “doğum karşıtlığı” olarak çevirebiliriz. Antinatalizm pek çok farklı etik sebepten benimsenebilse de bunlardan en önemlisi olan “doğmamış olmanın daha iyi olacağı” fikrinin antik Yunanistan’da bile var olduğu bilinmektedir..

**Tüm öfkeler utançtan tüm utançlar da kibirden ve korkudan doğar, buna da başka bir yazıda değineyim.

Ya sence?

%d blogcu bunu beğendi: