7 Adımda Minimalist Oldum

7 adımda minimalizm

Son yıllarda bir minimalizm akımı çıktı biliyorsunuz, pek çok insan gardrobunu, dekorasyonunu, insan ilişkilerini, hayatını buna göre yeniden düzenliyor.

Bence içe sinmedikten sonra boş… Modaya uymak için zorlama bir sadeleşme, yürümez. Ne kadar atsanız da gider yenisini alırsınız.

7 adımda sadeleşme

Ancak ihtiyaçlarınız ve farkındalıklarınız doğrultusunda otomatikman sadeleşip küçülüyorsanız, siz küçüldükçe ruhunuz büyüyüp zenginleşir.

Hafta sonu doğada kamp yaptığınızı düşünün. Hazırlık kısmı uzun sürmüştü ama listenizdeki bütün maddeleri toplayıp gelmiştiniz işte. Sınırsız alan vardı. Çadırı açtıktan sonra, 2 ağaç öteye bir salıncak, karşıdaki tepeye manzara izlemek için bir oturma yeri, biraz öteye uyumak için bir hamak kurdunuz… Her şeyi düşünmüştünüz. Evden bir sürü yiyecek getirmiştiniz, ateşte onları pişirdiniz, gece boyunca ateşin etrafında gitar çaldınız, içtiniz ya da kitap okudunuz. Bütün bunlarla uğraşarak geçireceğiniz zamanda herhangi bir ağaca sırtınızı dayayıp otursanız nerede olduğunuzun farkına daha çok varıp tadını daha çok çıkarmayacak mıydınız? Hepi topu 2 günlük bir kamptı zaten…

İşte aslında kaynakların, hatta en önemli kaynak olan zamanın kısıtlı olduğunu idrak edince başlıyor sadeleşme.

kamp yaparken minimalizm
Düşünme konusu: Doğada kapladığımız yer aynı zamanda ona duyduğumuz saygıyı mı gösterir?

XY dün bana karar verme yorgunluğundan (decision fatigue) bahsetti. Her gün ne giyeceğine karar vermek yerine hep aynı tişörtü giden Steve Jobs ya da Mark Zuckerberg gibi insanları ben de önceden biliyordum. İşte budur, “ihtiyaçtan doğan minimalizm”.

Benim de kendi çapımda ihtiyaçtan doğan bir minimalizm anlayışım var. Kendime göre yaptığım/yapmak zorunda kaldığım düzenlemeler. Hayatımın çeşitli alanlarında yıllar içinde kendiliğinden oluşan sadeleşmeler.

Belki sizin de ihtiyacınız vardır ve farkında değilsinizdir, o yüzden yazıyorum:

1-Mutfakta minimalizm:

Çok fazla kahve fincanı varken en sevdiğim fincanı/fincanları ne zaman arasam makinede yıkanmayı bekliyor olduğunu ya da kullanılıp tezgahın üzerine bırakılmış olduğunu görüyordum. Aslında sevmediğim, biçimsiz, hacmi küçük ya da büyük olan, hoşuma gitmeyenleri yok edince (içine çiçek diktim, birilerine verdim ya da attım) eğer temiz fincanım kalmamışsa yıkıyorum. Bu kadar basit.

Çok fazla bıçak varken, en rahat çalıştığım bıçağı aradığımda, diğerlerinin arasında bulmaya çalışmakla uğraşıyordum. Şimdi her kategoride birer tane bıçağım var ve her zaman yerini biliyorum.

Senede bir kere yapacağım işi kolaylaştırsın diye alınmış ve bütün dolapları, çekmeceleri kaplayan gereksiz aletleri artık istemiyorum. Örnek: elektrikli portakal suyu sıkma aleti. Bir kere glisemik indeksi çok yüksek olduğu için meyve suyu tüketimine karşıyım. İnsanın bir seferde yiyebileceği meyveyi posasıyla birlikte yemesine taraftarım. Lazım olur diye senelerce sakladığımız bu aletin durmasının ne gereği var? Zaten 2 kişilik bir aileyiz. Çok canımız isterse elde sıkarız olur biter. Onun yerine elektrikli rende koydum çünkü kışın salata yaparken havuç, turp, kereviz için sürekli lazım oluyor.

Her boydan 3’er 4’er tane tencereye ne gerek var? Her seferinde önce öndeki küçükleri, sonra arkadaki orta boyları çıkarıp en arkadaki büyük boylara ulaşmaktan sıkıldım. Zaten bir çorba, bir pilav, bir ana yemek tenceresi 2 kişilik bir aileye neden yetmesin ki. En fazla ikişer tane olur. Büyükten küçüğe iç içe koyuyorum, hangisi lazımsa tek hamlede alıyorum.

Bu örnekleri o kadar çoğaltabilirim ki, inanın çoğumuzun mutfağında 3 hatta 4 aileye yetecek kadar eşya var. Bence kullanmadıklarımızı ihtiyacı olanlara vermenin vakti çoktan geldi de geçti.

minimalist olma ipuçları
Bunlara gerçekten ihtiyacımız var mı?

2-Kozmetik ürünlerinde sadeleşme:

Ambalajı için aldıklarım, kokusu için aldıklarım, rengi yarım ton açık ya da çeyrek ton koyu diye aldıklarım, indirimdeyken stokladıklarım, sonra diğer mağaza daha çok indirim yapınca biraz da oradan aldıklarım… Birbirinin ikamesi şampuanlar, saç kremleri, yüz temizleme jelleri, duş jelleri, ikisi bir aradalar, bakım yapanlar… Parfümler, parfümler, parfümler…

Ne zaman motorla uzun seyahatlere çıkmaya başladık, o zaman küçüldüm. Tek bir yan çantaya on-on beş günlük kıyafet, kozmetik, ayakkabı sığdırmam gerekince, baktım ki bir çoğuna ihtiyacım yokmuş. Saçımı yağlandırmayan aynı zamanda cildimi de kurutmayan hem saç hem vücut şampuanı buldum (çeşitli ürünler denedikten sonra Farmasi’de bulmuşum, üretimden kaldırmasalardı iyiydi). Bir tane de saç bakım ürünüm var, haftada bir onu kullanıyorum. Makyaj temizleyici, göz makyajı temizleyici, misel su… bunun yerine su ve şampuanla çıkan makyaj malzemeleri seçmeye ve evet her zaman aynı renklerle makyaj yapmaya başladım. Dudağınızın ve cildinizin rengine uygun bir açık ve bir koyu ruju karıştırıp kullanarak her gün farklı renkte ruj sürebilirsiniz mesela. Ayrıca göz makyajınız yıkanınca çıkmıyor ve pamukla silmeniz gerekiyorsa, göz çevrenize daha çok zarar verir, biliyorsunuz değil mi?

Bir de aslında temizlik ve şampuan kokusu insana yetiyor. Bunun için de duştan sonra koltuk altına hafif bir deodorant yeterli. Artık kapalı bir mekana giren kişinin her yeri parfüm kokutmasını ya da sokakta yanımdan geçen insanın kokusunu almayı istemiyorum hatta bu şekilde etrafı kokutanların tacizci olduğunu düşünüyorum. Senin seçtiğin kokunla benim burun deliğimin içine girmeye ne hakkın var. İnsanın kokusunu sadece sarılacak kadar yakınları almalı bence.

Kozmetik ürünlerinde minimalizm belki de en çok cildinizi sevindirecek.

3-Küçültülmüş Gardrop:

Şimdi size herkesin erişemeyeceği bir lüksten bahsedeceğim. Eğer hep aynı birkaç tişörtü giyiyorsanız hatta bu tişörtleri delindiğinde bile giymeye devam edebiliyorsanız sizi kıyafetinizle yargılamayan hatta belki hiç yargılamayan ve olduğunuz gibi kabul eden dostlarınız var demektir. İşte bu bence insanın en büyük lükslerinden biri. Elbette iş hayatında bunu yapamayabilirsiniz ama özel hayatınıza çeki düzen vermenin zamanıdır. Artık yeni tişört almayı bırakın. Ve hafta sonu arkadaşlarınızla buluşacağınız zaman giyecek düzgün tişört bulamadığınızdan şikayet etmeye başlamışsanız, o arkadaşlarla hiç buluşmayın daha iyi. Böylece arkadaşlıkta da sadeleşmeye gitmiş ve gerçekten yakınlık duymadığınız insanlarla buluşup vakit harcamamış olursunuz.

4-Ev temizliğinde de minimalizm olur muymuş:

Yüzey temizleyici, cam silme suyu, halı deterjanı, krem temizleyici, jel temizleyici, mutfak temizleyici, banyo temizleyici… Bitmiyordu… Özellikle eve yardımcı temizlikçi gelirken sürekli yeni şeyler almam isteniyordu. Bir dolap dolusu irili ufaklı şişe, ev temizliğinin olmazsa olmazlarıydı. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Ben bulaşık deterjanı (benim için yıllardır Fairy’dir) ve sirkenin temizleyemeyeceği kir olmadığını keşfettim. Bulaşık deterjanından paspas kovasına bir damla, cam bezini köpürtürken bir damla, banyo temizlemek için spreyli şişede sulandırılmak üzerene birkaç damla… Kireç zaten sirkeyi sürer sürmez yok oluyor… Başka hiçbir şeye gerek yok… (temizlik ile ilgili diğer yazılara buradan ulaşabilirsiniz)

5-Kitaplar, dergiler çok yer tutar:

sadeleşme, minimalizm
Bırakın, bir daha okumayacağınız kitapları hiç olmazsa başkaları okusun…

Evlenirken yanımda çeyiz olarak koli koli kitap götürmüş biri olarak, küçük bir evdeki tek odada hem yaşayıp, hem çalışıp (eşim de ben de home office çalışıyorduk), hem de misafir ağırlamak durumunda kalınca; ilk önce kitaplardan vazgeçtim. İlk evimizde bir müddet koli içinde merdiven arasında durdular. Sonra, her taşınmada bir de onlara hamallık etmenin gereksizliğini gördüm. Üstelik hayat o kadar kısa ve okumak istediğim kitaplar o kadar çoktu ki, eski kitapları açıp yeniden okumaya zamanım yoktu. Zaten devamlı yenileri ekleniyordu ve kitap biriktikçe bize yaşam alanı kalmıyordu. Hem o kitapları başkalarının da okuması daha iyi olmaz mıydı?

Çocuğunuz yoksa kitapların hepsini elden çıkarın. Takas edin, bağışlayın, hediye edin (bağış yapmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz). Olmadı benim gibi yürürken bir duvarın ya da bankın üstüne bırakıp geçin. İçine de “lütfen okuduktan sonra siz de bir yerlere bırakın” şeklinde not yazmayı unutmayın. Çünkü paylaşmak güzeldir… Eğer size en karamsar anlarınızda ilham olanlar varsa, hani hayatımın kitabı dedikleriniz (ne mutlu size), sadece onları saklayın.

Dergiler bazen içindeki tek bir makaleden, yemek tarifinden ya da gezi yazısından v.s. ötürü atmaya kıyamadıklarımızdır. Onların ilgili sayfalarını kesip saklayın ve  kalanını atın. Bir zaman sonra sakladığınız sayfaları gözden geçirin, hala önemli bulduklarınızın telefonunuzla fotoğrafını çekin ve hepsini atın. Yine bir zaman sonra telefonunuzdaki fotoğraflara bakın ve artık gerçekten mühim olanların hepsini zaten içselleştirmiş olacağınız için silin gitsin.

6-Fazla Ev tekstili, süs eşyaları ve gereksiz mobilyalar gitsin:

minimalizm, minimalist olmak, sadeleşme
Slogan gibi olacak ama benim için minimalizm, hayata yer açmak demek.

Ne kadar çok eşyam varsa o kadar çok temizlik yapmak zorunda olduğumu fark ettim. Eğer bana ilham vermiyorsa, eğer gerçekten çok çok özel bir anısı olup her gördüğümde gülümsetmiyorsa, eğer dokunduğumda huzur ve rahatlık vermiyorsa neden saklayayım? Ben hiç böyle gereksiz mobilya almadım ama alsaydım herhalde şimdi atmış olurdum. Yerleri temizlerken, bir kere bile ayağımızı uzatmadığımız pufu sağa sola ittirmeme ya da  hiç kullanmadığımız zigon sehpaların tozunu almama ne gerek var? Servis takımlarımın hepsi her an kullanımda çünkü kendimi en değerli neyim varsa kullanmaya layık hissediyorum. Dolayısıyla öyle gümüşlük, vitrin v.b. mobilyam yok. Şimdiki evimizde salonumuz geniş, ama mobilyayla dolu değil. İçi ışık dolu, yaşanacak alan dolu (evet canımız isteyince sehpaları bir kenara çekmeden dans edebiliyoruz ve bunu sık sık yapıyoruz) ve hatta sevdiğim, benimle birlikte yaşayan bitkilerimle dolu.

Dolaplara sığmayıp hurçların içinde duran nevresim takımları, battaniyeler, yorganlar var ya… Nevresimin birini kaldırıp yıkıyorsunuz ve yenisini takıyorsunuz hani yatağa. 2 tane yeter. 1 tane de misafire olsun, 3 tane yeter. Üst üste kaç yorgan, kaç battaniye örtünüyorsunuz ki? Aynı hesap 2 ya da 3 tane de ona yeter. Yer açın kendinize… Hem 10 tane nevresim takımınız varsa çok az sıra geldiği için eskimiyorlar ve 10 sene öncesinin nevresim takımını görmekten artık bıkıyorsunuz. En sevdiğiniz desende bir tane edinin, sık sık yıkansın ve eskisin, sonra gidip yenisini alın. O günkü zevkinize göre olsun. Minimalizm asla yoksunluk demek değil, sadece ihtiyaçtan fazlasına sahip olmamak demek.

7-Minimalizm ve hobi malzemeleri, evdeki ıvır zıvır:

8 sene önce ahşap boyamaya merak sarmıştım, epeyce de yapmıştım. Şimdi bambaşka şeylerle ilgileniyorum ama geçenlerde spatulalar, vernikler, hamur kesme tahtası, kurumuş boyalar ve fırçalarımın hala durduğunu gördüm. Evet çok zevkliydi ama artık tekrar yapma ihtimalim yok. Çünkü bugün yaptığım, yeni edinmek istediğim hobilere bile zaman yetmiyor. Üstelik her gün, denemek istediğim daha da fazla şey çıkıyor. Vedalaşmanın ve koca bir çekmeceyi boşaltmanın zamanı gelmiş de geçmiş…

Player’ı kalmamış CD’ler neden duruyor? Artık bilgisayarlarda bile sürücüsü kalmamışken?

O kabloların hepsi iş görüyor mu gerçekten?

Aldığınız demonte mobilyayı kurarken arttırdığınız vidaları neden saklıyorsunuz?

Bu ıvır zıvırdan kurtulmanın en kolay yolu 365 gün boyunca her gün bir şey atıp attıklarınızı yazacağınız bir minimalizm defteri tutmak..

Bu kolay geldiyse daha zoru da var. Ay başında başlıyor, her gün, o gün ayın kaçıysa o kadar parça ıvır zıvır atıyorsunuz. Ayın 1’inde 1 parça, 30’unda 30 parça. İlk haftalarda kolay olabilir ay sonunda doğru çok zorlaşıyor.

Bence siz bunu bir düşünün… Minimalizm hakkında farklı görüşleriniz ve sadeleşmek için buradakilere ilave farklı metodlarınız varsa da yorumlara yazmayı unutmayın…

Facebook yorumları

5 thoughts on “7 Adımda Minimalist Oldum

Ya sence?

%d blogcu bunu beğendi: