Distopik Filmler

Aklından dünyanın çılgınlığını atamayan, bazen kendi kendine dehşete kapılan biri olarak, sık sık, “bu kabus nasıl biter?” diye düşünüyorum. Aslında distopik filmler izlemek bana göre değil çünkü kendimi daha fazla germek, korkuya kapılmak istemem. Ama aklımdan geçen senaryoları durduramıyorum ve onlar çoğaldıkça, unuturum kaygısı doğuyor. Bu yüzden bir an önce bir yere yazmalıydım. Hem zaten çağımız kitap çağı olmadığı için, yıllardır “bir gün bu konuda bir kitap yazarım” diye tuttuğum fikirler belki de film olsa daha iyi olur. Bu yüzden, “eğer filmi yapılsaydı distopik filmler grubuna girerdi” dediğim fikirleri sıralıyorum.

distopik filmler

Senaryoların tüm hakları bana aittir.

Yapımcılar okursa: Bayanlar baylar, bunların tüm hakları bana aittir, ona göre 😉 Satın alırsanız daha kapsamlı da yazarım. Bana uyar. Zaten çoğunda karakterler, sahneler, konuşmalar v.s. kafamda net, sadece yazmadım. Neden sürekli bunları düşündüğümü ben de bilmiyorum 🙂

Distopik filmler -1: Havva

Başka şehir devletler, Fethiye bölgesindeki Xanthos antik kentini 3 defa işgal etmiş. Kaybedeceğini anlayan Xanthos halkı, her seferinde kendi kaderini kendi belirlemiş. Erkekler tam 3 defa tüm kadın ve çocukları, esir düşmesinler diye öldürmüş. Kendileri de kanlarının son damlasına kadar savaşmışlar. Hepsi öldüyse nasıl 3 kez tekrarlandı, diye sorduğunuzu duyar gibiyim 😉. Ben gençken Xanthos’a gidip bu efsaneden çok etkilenmiştim. Şu anda detayları hatırlayamıyorum. Davranışı tekrarlayan, muhtemelen eski halkın yerine yerleşen yeni halktır.

Kadına şiddet ve erkek vahşiliği arttıkça içim acıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece aniden çıktığımızı öğrendiğim sabah aklıma bir senaryo gelmişti.

Biz bütün kadınlar, kız çocuklarımızı ve kendimizi öldürsek… Erkekler de bizim olmadığımız bir dünyada birbirlerini yiyerek ve azalarak acı içinde bitseler… Hem insan olmadığında ekoloji de rahat bir nefes alır… Gibi düşüncelerle yola çıktım…

Filmin özeti:

Filmin ilk sahnelerinde, kocası tarafından şiddet gören bir kadını izleriz. Bir gün kocası onu öldürünceye kadar döverken kendini korumaya çalıştığı sırada kazayla kocasını öldürür. Sonra da kaçıp saklanır.

Kadınlar erkek şiddetinden bezmiş ve nasılsa bir gün öldürüleceğiz diye düşünmektedir. Öyle bir an gelir ki, bir akım doğar. Her gün milyonlarca kadın, inandıkları şey uğruna, tüm acılara son vermek uğruna, göz yaşları içinde kendilerini ve kızlarını öldürmektedir.

Erkeklerden oluşan ordular, insan soyunun devamı için kız çocuklarını vahşice toplayıp kamplara almaya çalışır. Aralarında kadınları anlayıp hak veren erkekler de vardır. Bu erkekler, içinde bulundukları toplama birliklerine ihanet ederek, kız çocuklarının öldürülmesine gizlice yardımcı olur.

Kahraman kadınlar, yüksek güvenlik önlemlerini aşıp yumurta hücresi depolanan merkezleri havaya uçurur.

Tüm kadın, kız çocuğu ve yumurta hücrelerinin ortadan kaldırıldığı bir an gelir.

O anda bir mağaradan, tek başına yaşayan ve dünyadan haberi olmadığı için kendini öldürmemiş çok güzel bir kadın çıkar. Bu kadın, filmin başında kocasını öldürdüğü için kaçıp saklanan kadındır. Bahar gelmiştir ve kadın çiçeklerin arasında yürümektedir.

jennifer lawrence distopik filmler
İnsanlık tek bir kadının soyundan devam edecekse o kadın, bu kadın olabilir mi lütfen, çünkü kendisi zaten tanrıça gibi olan Jennifer Lawrance…

Devam filmi: Havva’dan türeyenler

2. Filmde akıllanmış sevecenleşmiş erkeklerin bu güzel kadının varlığını keşifleri ve ondan alınmış yumurta hücreleriyle, vücut dışında embriyo geliştirmeye çalışıp insan soyunu devam ettirmeye uğraşmalarını izleriz.

Ancak bu kadının zamanında kocasını öldürdüğü ortaya çıkar. Bir grup erkek, “katilin soyunu istemiyoruz” diye ilkellik yapmaya ve kalan son kadını da ortadan kaldırmaya çalışmaya devam etmektedir. Neyse ki aklıselim erkekler sayıca çoktur ve “esas biz siz ilkellerin soyunu istemiyoruz” diyerek diğerlerini yok ederler.

Bu karışıklıkta kadının hayatını korumak zordur ve onu koruyan kişiyle arasında bir aşk doğar ve gerçek bir evlilik, normal bir hamilelik de olur. Doğacak kız çocuğu, diğer çocukların ablası olacaktır, bir nevi peygamber gibi kabul edilecektir. Böylece dünyada anaerkil sisteme geçilir.

Distopik filmler -2: Senden Önce, Senden Sonra

Teoman’ın şarkısından arak bu başlık yeni aklıma geldi ama fikir en az 10 yıllık.

Dünyanın kurtulması için bir kanser gibi katlanarak artan insan nüfusunun durdurulması gereklidir. Mesleğini yapmak yerine gazetelere-dergilere köşe yazıları yazan benim gibi sıyrık bir biyolog bir gün; az sonra anlatacağım, distopik filmler için yazılmış gibi duran senaryoyu bir yerde yayınlar. O günlerde gerçekleşen tüm dünyadan liderlerin katıldığı bir çevre zirvesinde, bir kadın profesör bu yazıdan bahseder ve nasıl olduysa tüm ülkeler konuyu mantıklı bulur, sistematik şekilde adım adım uygulamaya geçerler.

Senaryo burada yüzlerce yıl ileriye sıçrar.

Artık kimse yaşıtlarıyla evlenmemekte, onları çekici bile bulmamaktadır. Gençler ilk evliliklerini kendilerinden çok yaşlı biriyle, ilk eşleri hayata gözlerini yumduktan sonra ikinci evliliklerini de, kendilerinden çok genç biriyle yaparlar. Dünyada aşk ve tutku yerine, sevgi ve mantık ağır basmaktadır.

Bu sayede doğurganlık azalmış, nüfus düşmüştür. Her yaşlının bir evi, eşyası, arabası v.b. vardır ve yaşlılar öldükçe bunlar eşlerine kalır. Böylece evlilikler için; geçmiş zamanda evlenip de yeni ev kuran gençlerin döneminde olduğu gibi sürekli konut inşaası, üretim gerekmemektedir, bu da dünyanın doğal kaynaklarının korunması anlamına gelir.

Ekolojik sistem kendini onarmıştır onarmasına ama…

Sürekli bir yaşlıyla evlenmek ve onun gözlerinin önünde ölümünü izlemek zorunda kalan gençler arasında bir depresyon hakimdir. Dünya; yaşlı nüfusun daha çok, çocuk sayısının ise çok az olduğu, neşesiz, gri bir haldedir. Yine de kimse yaşıtlarına, aşık olunacak kişi gözüyle bakmaz, çoğunluk aşkın ne olduğunu bile bilmez. Bugünkü hayatımız, filmlerimiz, kitaplarımız “antik” ve “ilkel” kabul edilmektedir ve medya kanalıyla sistematik olarak aşk fikri baskılanmaktadır.

Aşk için umut yok mu?

Bir çift hariç. Onların önce kendilerinden şüphe etme, sonra birlikte olmak için tabuları yıkma hikayesini izleriz. Birlikteliklerine destek olan bir kaç kişi olsa da, karşı çıkanlar çok daha fazladır.

Devletler de birlikte olmaları için önlerine engel çıkartmaktadır. İnsanoğlunun zorla benimsetilmiş sistemden çıkıp kendi doğasına dönmesinin akım haline gelmesi ihtimalinden korkmaktalardır. İş ciddiye binip medyada yankı bulmaya başlayınca, askerler bu gençleri yok etmeye çalışır. Gençler birlikte olabilmek için, dünyada bu tabunun yerleşmediği tek adaya kaçmaya çalışırlar.

O ada, çok uzun zaman önce gerçekleşen nükleer bir felaket sonrası yerleşik yaşamın kalmadığı bir adadır. Ancak adada vahşi yaşam yeniden oluşmuştur.

Devam filmi: Aşk, yeniden…

Bu filmin adını da Yeni Türkü’nün şarkısından aldım 🙂

İlk filmde adaya ayak basan gençler şimdi hem oradaki vahşi yaşama uyum sağlamak zorundadır. Bir yandan da adalarını istenmedik misafirlerden korumaya çalışırlar. Zamanla onların yolundan gidip adaya kaçan başka çiftler de olur. Bu çiftler bir araya gelip dünyada aşkı bugünkü haline döndürebilecek midir?


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Vaktim oldukça bu başlık altına daha fazla senaryo ekleyeceğim; bu arada daha fazla sinema yazısı için buraya buyurunuz.

Kendiniz bir senaryo yazmak isterseniz buradan buyurunuz…

Ayrıca, Jennifer Lawrance’tan ve distopik filmlerden bahsetmişken, Don’t Look Up filmi hakkında spoiler’sız bir rehber hazırladım. Buradan buyurunuz…

Güncelleme 6 Haziran 2022 by dengeliyorum

Ya sence?