Türkiye’de motosiklet – “Görün artık!”

Motosiklet sürücüleri, “Motosikletleri fark edin!” başlığı altında uzun bir süredir seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Katil bariyerlerden, belediyelerin çim yerine asfaltı sulamalarına kadar çeşitli problemleri var. Olası bir kaza anında, bütün hasarı kendisinin alacağını bilen motosiklet sürücüsü mümkün olduğu kadar kendisini kollamaya çalışsa da bazen kaza kaçınılmaz olabiliyor.
Motosikletlerin karıştığı kazaların, – ki çoğu motosiklet kazası olarak anılıyor – nedenlerine baktığımızda, araç sürücülerinin bir çoğunun “motosikleti görmemiş olduğunu belirttiğini” görüyoruz.
Neden; başlığın “Görün artık!” olduğu kısmına gelirsek, iki sebebi var.

Motosiklet kazalarının en büyük nedeni dikkatsizlik
Motosikletleri göremiyorsanız, göz muayenesi ile başlayabiliriz.!
Tesla alana kadar, sürücüleri de muayeneye sokmak lazım. Tesla alanlar için duruma göre istisna yapılabilir 🙂

“Görün artık!”

1- Trafikte “görün artık!”

Bu serzeniş diğer araç sürücülerine. Trafikte sizin haricinizde de araç kullananlar, yayalar, hatta bazen hayvanlar var. Her ne kadar sizin için tehdit oluşturmadığını düşündüğünüz için görmezden gelseniz de, onlar da bir can taşıyor.

2- Türkiye’de motosiklet kullanılıyor! “Görün artık!”

Yokmuş gibi davranmaya çalışıp, trafikle ilgili düzenlemeleri bu doğrultuda değiştirmeseniz de,
Sağılacak inek gibi görüp, vergi düzenlemelerini bu doğrultuda güncellemeseniz de,
Medya’da hala motosiklet kullanıcılarını, sıradışı birşey yapıyormuş gibi göstermeye çalışsanız da,
Bu ülkede motosiklet kullanan, 3,5 milyon motosiklet sürücüsü var.

motosiklet kazalarının sadece bir kısmını youtube'da izleyebilirsiniz. Çoğu kişi o kadar şanslı olmayabiliyor
Kaza görüntüleri instagrama koyabileceğiniz “pazar kahvaltısı” gibi fotografik/fotojenik bişey değil. Tadımızı kaçırmayalım.

Motosiklet kazası

Öncelikle bu tanımlamanın beni çok rahatsız ettiğini belirtmeliyim. Çünkü, çoğu zaman doğru kullanılmıyor.
Motosikletin tehlikeli bir araç olarak görülmesinden mütevellit, kazaya karışan araçlardan biri motosiklet ise, şaaak diye yapıştırıyorlar “MOTOSİKLET KAZASI”nı iri puntolarla. Dikkat çeksin, izlenme oranı/okunma oranı artsın. Orta ve uzun vadede motora binilmesin, herkes tek tip olsun, kolay yönetilsin vs diye komplo teorilerine kadar gider konu ama, fazla da dağıtmayayım.

Tamam. Motosiklet sürücüsü kendi başına veya artçısı ile giderken, normal şartlar altında bir kaza geçiriyorsa, buna motosiklet kazası denilebilir. Ama motosikletin haricinde kazaya etki eden herhangi bir araç, yaya veya özellikle altını çizeyim yol şartı varsa, bu artık bir trafik kazasıdır. Motosikletli şöyle kaza yaptı, motosikletli böyle dikkatsiz kullanıyordu falan diye ortalığı velveleye vermenin bir alemi yok.


Motosikletlilerin de dahil olduğu trafik kazaları:

Belirttiğim gibi. Bir çoğu araç sürücülerinin motosiklet sürücüsünü görmemelerinden, göremediklerini belirtmelerinden kaynaklanıyor.
Kaza dediğimiz bir anlık bir konu. Ve adı üzerinde “kaza”. Ama kaza deyip geçmemek, nedenlerini araştırmak ve nasıl önüne geçilebileceğine dair de tedbirler almak lazım.

Kamyonun freni patladı, kaza oldu. Eeee olur tabi. Frenlere gerekli bakımı yaptırmaz, aşırı yüklersen, fren de patlar, sen de patlarsın. Üstüne bir de başkalarının canını yakarsın.

Türkiye'de motosiklet - Trafik eğitimi
“Onlar” da eğitim.
(Niye “onlar” sa artık. Hepimiz insanız işte. Bir kısmında bulunan insanlar, bazı şeyleri daha düzgün yapabiliyor sadece)

Eğitim:

Her şeyin başı eğitim. Her zaman olduğu gibi. Kamyon sürücüsüne, veya herhangi bir taşıt, frenlerini kontrol etmesinin ne kadar önemli olduğu ve neden aşırı yükleme yapmaması gerektiği ile ilgili gerekli eğitimi vereceksin. Yanında, insan yetiştirirken; başkalarına saygı duymayı, başkalarının can güvenliğini tehlikeye atmamayı da.


Cezalar:

Yukarıda belirttiğim konular, özellikle mevcut ülke şartlarında ütopik şeyler gibi geliyor aslında. Ama, daha bilem ne zaman kadar sokak ortasına sıçan milletlerin öğrendiğini düşünürsek, çok da zor olmasa gerek. 21. yüzyılda bizde hastanelere yapanlar da var ama, yine de iyimserliğimi korumaya çalışıyorum.
Diyelim ki eğitmeyi de beceremedik.
En azından cezalar caydırıcı seviyelere çekilebilir.

Türkiye'de motosiklet - Kaliteli Trafik eğitimi
P

Almanya’da motorcularla aralarına mesafe koyduklarından bahsetmişti rahmetli amcam. “Ufacık bir dokun da, alayım arabanın anahtarını” der gibi bakarlar diyordu.

İlgili yasalarına bakmadım ama; aklımda kalan, en ufak bir zarar verdiğinde bırak altındaki arabanın gitmesini, yüklü tazminatlar ödemen gerekeceği ve bütün ailesine bakmak zorunda kalabileceğin yönündeydi. Onun için yanlarına bile yanaşmıyorlardı.

Avrupa ülkelerinden birini ziyaret etmiş olanların; araç sürücülerinin, yayalara ne kadar “saygılı” olduğunu söylemesi de, tahminim bu yüzdendir. Hele bir yanlışlıkla dokun, bak ne oluyor!

Aynı cezalar bizde olsa, aşağıda Zafer Hoca’nın paylaştığı videodaki gibi araba sürücüleri görür müyüz?

Gözlüğün yardımcı olamayacağı vakalar için de uzman psikolog ve psikiyatrlarımız var.

Uzun lafın kısası, bizde insana yeterli değer verilmediği için, eğitimden,trafiğe her alanda keşmekeş yaşamaya devam.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, motosikletlere karşı daha dikkatli olunması gerektiğine dair çağrılara destek vermiş.
Elbette, önemli bir girişim. Sosyal medyada rastladığım haberin detaylarını araştırmadım. Doğru olduğunu umuyorum. Bu alanda atılacak adımlar bir kişinin bile dikkatini çekse, bir motosiklet sürücüsünün canını kurtarmak mümkün olabilir.

motosiklet
Motosikletleri fark edin!



Öte yandan, “Bu tür kampanyalar yeterli olur mu?” derseniz, eğitim ve cezalar olması gerektiği seviyeye gelmeden, bence mümkün görünmüyor.

“Avrupalı” olma şansımız vardı. Ama, o tren kaçtı.

Kabile savaşlarının devam ettiği “Ortadoğulu” olduğumuza göre, “Buna da şükür” deyip, yaşamaya devam edeceğiz.

Tekeriniz düz bassın.


Not:
*Eğitimin içi boş*
Geçenlerde teknoloji bakanının bir üniversitede verdiği konferans/basın toplantısı gibi bir habere denk geldim.
Üniversitenin ismi dikkatimi çekti. Sabahattin Zaim Üniversitesi
Çalışanları, öğrencileri affetsin. ilk defa duydum.
Şu anda da, bulunduğu şehri bilmiyorum, açıp bakma gereği duymadım.
Adını aldığı kişiyi de tanımıyorum. O da benim cahilliğim olsun.
Diğerlerine bakınca, falanca iletişim üstü, bilmem ne optik yan binası falan gibi bir adresi vardır herhalde.

Türkiye'de üniversitelerin durumu ortada
“Üniversite” adı, bu binalar için fazla kompleks kalmamış mı?


Ya sence?

%d blogcu bunu beğendi: