Oyuncak Müzesi Tadında

Daha önceki yazılarımdan birinde bahsettiğim 30 farklı challenge fikri uygulamamızın 10. gününde, çocukluğumuzun unutulmaz 3 oyuncağı ve hikayelerini hatırladık. Doğum yıllarımız göz önüne alınınca, oyuncak müzesi tadında bir paylaşım oldu. Biz hazırlarken gülümsedik, bakalım siz neler hissedeceksiniz? Sıkı durun geliyor: 90’ların, 80’lerin, 70’lerin, 60’ların hattaaaa 50’lerin oyuncakları…

Bu oyuncak müzesi bir çocuğu bir an olsun gülümsetmiş bütün oyuncaklara açık.

plantdiary17: (Doğum yılı: 1981)
Hatırladığım, hikayesi olan 3 oyuncağı ya da onlara benzer oyuncakların görsellerini ararken, aslında onlardan çok daha fazla vakit geçirdiğim, belki de daha çok sevdiğim oyuncaklarım olduğunu hatırladım.
Bunlardan ilki Ayşegül kitapları. Saatlerce resimlerine dalar giderdim. Hiç unutamadığım, iki sayfaya yayılmış koskocaman bir resim: Ayşegül annesiyle yemyeşil bir bahçede bezelye ayıklıyor, ayıklanmış bezelyelerin olduğu tas devriliyor ve bezelyelerin bir kısmı henüz havada, bir kısmı da bahçenin her yerine saçılmış. Bu resmi bulmak için yerli yabancı (yurt dışında yayınlanan orjinali Martine serisi) epey bir görsel araştırması yaptım ve bulabildiğim bu oldu.

oyuncak müzesi ayşegül kitapları
Ayşegül kitapları


İkincisi solo test. Eve gelen herkesle minimum 2’şer defa oynadığım, hangimiz daha akıllı diye yarıştığım… Dedemle oynadığımızı hatırladım hatta bir gün…

oyuncak müzesi solo test
Solo Test


Üçüncüsü de tek başıma oynamak zorunda olduğum zaman (çoğunlukla) en çok oynadığım ve garip bir şekilde bugün hala satılan (adını da böylece öğrenmiş olduğum) kaydırmalı puzzle’lar. Milyon kere yapıp bozardım, kendim bozunca çok kolay yapıyorum diye anneanneme, anneme falan bozdururdum. Sanırım bu Red Kitliden benim de vardı. Oynamaktan boyaları sıyrılır resmi silinirdi. Baş parmaklarıma çıkardı boyalar. Silinen kareye kalemle orada olması gerekene benzer resim çizilirdi. Bir süre sonra yenisi alınırdı.

kaydırmalı puzzle
Kaydırmalı Puzzle örneği


Şimdiii… hikayesi olanları da merak ettiniz değil mi…
En unutamadığım, büyük teyzemin aldığı hakiki mini piyano (org değil). Sinirlenince fırlatıp atmıştım, tuşlar dağılmıştı. O sesi unutamıyorum.
İkincisi babamın getirdiği araba yarışları, raylı sistemde baş aşağı giden arabacıkları unutamıyorum. Pili mi bitiyordu, ne oluyordu, o oyuncak arada bir çıkıyordu, çok az oynayabildim.
Diğeri de aylarca vitrinde seyrettiğim, sonra anneannemin bana aldığı muhteşem tren. Hala annemde durur. İstasyonunda yağ haznesi vardı, pilini takıp çalıştırınca ısınıp duman çıkarıyordu. O dumanın is kokusu burnumda…
Oyuncaktan, kitaptan yana şanslıydım. Kimsede olmayan oyuncaklarım oldu. Çok parçalı legolar, inşaat setleri, pahalı bebekler, robotlar…

Bunun için emeği geçen herkese teşekkür ederim ve aramızda olmayanlara da rahmet diliyorum…

nilgunarpat: (Doğum yılı: 1954)

Bugün challenge konumuz çocukluğumuzun unutulmaz 3 oyuncağı ve onların hikayeleri:

1- Sanırım ilk ve unutulmaz oyuncağım, babamın ben 1.5 yaşımdayken, Almanya’dan getirdiği, 54 cm. boyundaki, hele o yılları düşünürsek efsane olan bir taş bebekti. Ela gözleri, mavi-beyaz ince çizgili elbisesi, beyaz çorapları ve çok şık siyah ayakkabıları vardı. Benim ilk hatırladığım oyunsa, o bebeği basamak yerine kullanıp üstüne basarak camdan dışarıya bakmaya çalışmamdı. Yıllarca oynadığım Gülgün adlı bebeğimin ayağını bir misafirin çocuğu kırınca çok üzülmüştüm.

oyuncak müzesi taş bebek
Taş Bebek (1950’lerin sonuna doğru)

2- İlkokul 4. sınıftayken portakal büyüklüğünde, içi dolu süngerden kırmızı üstüne beyaz, sarı, mavi ebruli desenli bir topum vardı. Bir gün, 1-2-3,5 diye sayarak ve bacağımı üstünden geçirerek oynarken düşüp, el bileğimi haşat etmiştim. Sonra bir çıkıkçıya gidilmiş, feryat figan bilek yerine getirilip 2 tahta arasına sarılmış, eve dönünce de dayağı yemiştim annemden. Ama, dayak değil de o güzelim topumu parçalayıp atması daha çok yakmıştı canımı.

3,4- Bunlardan başka alınmış oyuncak hatırlamıyorum fakat kendi yaptıklarım çok net aklımda. Bahçede çamurdan tas-tabak, tencere-kapak yapar, evcilik oynardık arkadaşlarımla. Papatyaların beyaz yapraklarından pilav, sapsarı ortasından enginar yemeği yapardık. Sarmaşık türü yabani bir bitkinin tohumları taze fasulyeye benzerdi. O da fasulyemiz olurdu. Tabii, çamurdan kap kacak kuruyunca dağılır, biz yine yeniden yapardık. Çoook eğlenceliydi çamurla oynamak… Çocukluğuma gittim valla Atoş’cum, çok teşekkürler canım.

atiyedurak: (Doğum yılı: 1958)

Bugün çocukluğumuzdan unutmadığımız oyuncaklar ve hikayeleri var.

Ben doğmadan önce babamın Almanya’dan iki ablama getirdiği bebeklere özenir, “bana niye getirmedin, yine git bana da bebek getir” derdim.

7 yaşındaydım: babam yine bir eğitim için, bu defa kısa bir süreliğine Avusturya’ya gidecek olunca nasıl sevinmiştim.

Neticede adını Ayşegül koyduğum, o dönemde büyük yenilik olan bu ağlayan bebeği getirdi. Nasıl da gururla ve mutlulukla poz vermişim. Yıl 1965, üzerimde küçük kurbağa rontu (ront da ne ki demeyin sakın😂) için dikilen yeşil tonlarındaki elbisemle.

1960'lar oyuncak müzesi
Duman Kedi ve 54cm. Taş Bebek (1960’lar…)

Bir de tavşan balonlar getirmişti babam rengarenk. Ayakta dursunlar diye karton ayakları olan. Onlara da bayılmıştım.

Anımsadığım bir de bisiklet alınmıştı bana bordo rengi. Ona çok binemedim maalesef. Çünkü kısa bir süre sonra Tunçbilek’ten Bakırköy’e taşındık ve vesveseli annem haklı olarak caddelerde binemezsin dedi ve olay bitti. Bir gün bana sormadan birine verdiler. O zaman çocukların fikri sorulmaz, psikolojisi falan bilinmezdi ki…

Ha bir de koyu pembe bir piyanom vardı. Onu da çok severdim görseldekine pek benzemese de. Ayağı kırıldığında neden tekrar yapıştırılmadı hep “topal timur” gibi kaldı garibim acaba.

oyuncak piyano

Bunun dışında her cumartesi pazardan bir oyuncak ısmarlardım anneme, o da minicik plastik bebecikler, fincan takımları (ki nilgüncüm hatırlattı bugün) gibi oyuncaklar alırdı. Çok oyuncağım oldu şükür.

Her şey için teşekkürler canım anneciğim ve babacığım…

sunay akın oyuncak müzesi

Bu oyuncak müzesi bir çocuğu bir an olsun gülümsetmiş bütün oyuncaklara açık. Bizim aklımıza gelmeyen, sizin o yıllardan hatırladığınız oyuncaklar varsa yorumlara yazar mısınız? Hep birlikte onları da analım ki, hiç birinin boynu bükük kalmasın…

Ama tabii ki gerçek ve muhteşem bir oyuncak müzesi gezme deneyimini yaşamaktan vazgeçmeyin, fırsatınız varsa ve hala görmediyseniz, Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı oyuncak müzesi: Sunay Akın’ın Göztepe’deki İstanbul Oyuncak Müzesi, biliyorsunuz. Buraya tıklayarak adresi görüp, ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca müzenin online mağazasında da çok güzel ve hesaplı ürünler var, yılbaşı yaklaşırken ve kime ne alacağım düşünceleri ufak ufak başlamışken, aklınızda bulunsun.

Ya sence?

%d blogcu bunu beğendi: