The Fountain izle, diyebilir miyim?

Daha önceki yazılarımdan birinde bahsettiğim 30 farklı challenge fikri uygulamamızın 7. gününde, bizi çok etkileyen, defalarca izlediğimiz unutulmaz filmler/kitaplar ve buradaki en sevdiğimiz karakterler hakkında yazalım dedik. Benim filmim, daha soru geldiği anda belliydi, çok güzeldi, biricikti falan… ama herhangi birisine tutup da “bak şimdi, filmin adı: “The Fountain” izle mutlaka, tamam mı?” diye salık verilebilir miydi? Bu sorunun cevabı ile birlikte; filmin geneli, yönetmen, senaryo, müzikler, görüntüler, oyuncular hakkında düşündüklerimi şöyle özetledim: (Spoiler YOK)

“İlk kez 2013’te izledim, hala arada izlerim… soundtrack’ini sürekli dinlerim (Clint Mansell yapmış ki zaten bu adamın diğer müziklerini de severim). Filmin adı, The Fountain. Ab-ı Hayat ya da Kaynak olarak çevrilmiş.

Her izlediğimde istisnasız ağlıyorum ve her bitirdiğimde istisnasız daha pozitif, kendini akışa bırakmış,  evrenle bütün olmuş hissediyorum.  Hayatta ölüm korkumu aşmamda çok işe yaramış bir filmdir. Tavsiye ederim diyeceğim ama, zamanından önce izlerseniz mesajı alamayabilirsiniz. O yüzden doğru zamanda karşınıza çıkmasını dileyebilirim ancak. (yani cevap: The Fountain, “izle” denilebilecek bir film değil)

Bir de filmdeki en sevdiğim karakter sorulmuştu.

Filmde pek çok karakter var ama aslında hepsi aynı iki kişi (hem oyuncu olarak hem de karakter olarak). Yani fazla da spoiler vermeden şöyle söyleyeyim: ister iki aşık, ister kraliçe ve kaşif, isterseniz de bambaşka boyutların insanlarını ele alın – sonuçta olan şey iki öğrenci. Sonra bunlardan biri öğretmene dönüşüyor ve ilişkinin şekli bir usta ve bir çırak ya da bir şeyh ve bir mürit ilişkisine dönüşüyor. Yani bir öğreten var, bir de öğrenen. Öğrenene yolunu kendisi bulması için öğretmen işaret ediyor ve fırsat veriyor.

Şimdi öğretmen mi olmak isterdim yoksa öğrenci mi? Bilemedim ki… sanırım bunun iyisi kötüsü yok, sadece neysen onu ol, ama hakkını ver. Çünkü tutkuyla kendini olduğun şey olmaya adamazsan, hakikati bulma şansın yok.

Biraz da bu dünyaya dönelim.

Filmde başrolü Hugh Jackman ile paylaşan Rachel Weisz, filmin yapım sürecinde yönetmen Darren Aronofsky ile birlikteymiş (sanırım şu an 15 yaşında bir çocukları var). Şu anda bambaşka kişilerle birlikte olsalar da bence yönetmen, filmde sevgilisine duyduğu tutkulu bağlılığı çok güzel yansıtmış.

Özellikle kadınla ilgili öyle bir sahne var ki, bunu o kadını yakından tanıyıp birebir yaşamamış birinin bulup çekmesi imkansız. İzleyenler ne demek istediğimi (filmin sembolü sayılacak bir sahne) anlamıştır, daha fazla detay veremiyorum.

Haa, yönetmene hayranım çünkü filmlerinde sembolleri kullanmayı seviyor, ben de bulmaca çözmeyi seviyorum, o yüzden bir gün oturup tüm filmlerini peş peşe izlemiştim. Sinemadan çok anlamam ama genelde etkisinden kolay çıkılamayacak filmler yapıyor (kaldıramayacak kişilerin izlemesini istemem). Öte yandan gerek daha önceki gerekse de daha sonraki filmlerinde The Fountain’daki anlam ve şiirselliğin ötesine geçmek bir yana, yanına bile yaklaşamadığını söyleyebilirim.”

Umarım film hakkında yazdıklarım, izlemeye karar vermeniz aşamasında size yardımcı olmuştur. Dikkatimi çeken, insanların ya çok sevdiği ya da nefret ettiği. Ben seven gruptanım. Siz de yorumlara tarafınızı yazarsanız ya da izlemeyi düşünüp düşünmediğinizi yazarsanız çok sevinirim.

Bu challenge’ta anlatılan diğer unutulmaz filmler için buraya tıklayabilirsiniz.

2 thoughts on “The Fountain izle, diyebilir miyim?

Ya sence?

%d blogcu bunu beğendi: