Kadına Şiddet ve Saklı Gerçekler

Hayranlıkla takip ettiğim Yazar ve Yazar Koçu Özlem Abut Otluoğlu‘nun Saklı Gerçekler adlı son romanının küçük bir çocuk, güzel bir kadın ve yakışıklı bir iş adamı arasında geçtiğini biliyor, ne zamandır okumak için sabırsızlanıyordum. Kitapyurdu.com’dan verdiğim siparişin elime ulaşması da 10 günden uzun sürünce sabırsızlığım arşa çıkmıştı. Bu sırada Özlem Hanım henüz kitabının çıktığı yayınevi olan İz Bırakan Kalemler‘in instagram hesabında kadına şiddet ile ilgili bilgilendirici konuşmasını yapmamış ve romanında “bir erkeğin sevdiği kadına neden şiddet uyguladığını” irdelediğini, anlatmamıştı. Konunun bu kadar ağır olduğunu bilmiyordum.

Saklı Gerçekler / Özlem Abut Otluoğlu kitap kapağı
Saklı Gerçekler / Özlem Abut Otluoğlu

Kitapyurdu.com nihayet bana teslimat yapmaya karar verip de okumayı çok istediğim iki kitap (Saklı Gerçekler ve Deniz’in Ormanı) aynı anda elime geçer geçmez, önce hangisini okuyacağıma dair yazı-tura attım. Saklı Gerçekler kazandı. Okumaya başladım.

Kitabın gayet neşeli ve keyifli geçen, aşkın yavaş yavaş tırmandığı ilk yüz sayfasını okuduğumda -tam da yakışıklı iş adamı güzel kadına şiddet uygulamaya başlamadan önce- Özlem Hanım’ın eserinin konusuyla ilgili, yukarıda bahsettiğim videosunu gördüm. Gördüm görmesine de; artık çok geçti, okumaya başlamıştım. Üstelik Saklı Gerçekler çok da güzel yazılmıştı. Hani bazen okurken aklınıza yatmayan detaylar olur, soru işaretleri belirir. Bir tanesine bile rastlamamıştım (sonuna kadar da rastlamadım). Okumaya devam ettim, o kadar sürükleyiciydi ki… Derken kadına şiddet başladı. Bu kadar tetikleneceğimi tahmin etmemiştim.

Kadına Şiddet temalı bir başka roman: Ölümüne Aşk

En son, geçen yaz, sevgili arkadaşım, Eğitimci-Yazar İnci Yılmaz Şimşek‘in Ölümüne Aşk romanını senaryolaştırırken böyle hissetmiştim. Gözlerim büyümüştü ve kalbimi sıkan bir el vardı sanki. Cendereden çıkamıyor, kitabı kapatıp bir kenara koyamıyordum. Sahneleri gözümün önünde canlandırıyordum. Sanki şiddet gören kadın kahramanın bedenine giriyor, çırpınıyor, çırpınıyordum… Çok zorlanmıştım ama arkadaşıma söz verdiğim gibi senaryoyu tamamlamıştım. Fakat Antalya Film Festivali (Altın Portakal) Edebiyat Uyarlaması Senaryo Yarışması‘na göndermek üzere bir çıktısını alıp zarfa koyduktan sonra senaryom ile ilgili hiçbir şey yapmadım. Tek bir yapımcıya bile gönderemedim; sanki senaryom çekmecenin dibinde unutulursa kadın cinayetleri ortadan kalkacakmış gibi. Arkadaşımın kitabı hakkında bir kitap yorumu bile yazamadım. Hasta hissediyordum. İyileşmem zaman aldı.

Kadına Şiddet temalı bir başka roman: Ölümüne Aşk
Kadına Şiddet temalı bir başka roman: Ölümüne Aşk

Bu arada gerçek hayatta kadınlar öldürülmeye devam ediyordu. Belki de en yapmamam gereken şeyi yaptım. Bu haberlere kulaklarımı tıkadım. Çünkü nefes alamıyordum. Sahi, siz dayanabiliyor muydunuz? Hatta kadın cinayetleri hız kesmeden devam ettiğine göre şöyle sorayım: Dayanabiliyor musunuz?

Saklı Gerçekler bittikten sonra

Biraz önce Saklı Gerçekler’i bitirdim. Kitabın kadın kahramanı Ela gittikçe kapana kısılıp daha fazla şiddet gördükçe, aynı geçen yaz olduğu gibi nefes alamadım. Yazar, Ela’nın akıbetini son ana kadar açık etmedi (size de sürpriz olsun). Bu arada kitapta tempo ve heyecanın bir an bile düşmemesi, takdire şayandı. Ama Özlem Abut Otluoğlu sadece çok iyi bir yazar değil aynı zamanda yazarlığın öğreticiliğini de yapmaktayken, bana yorum düşmez. Kaldı ki ben de kendisinden pek çok teknik öğrendim, öğreniyorum*. O yüzden Saklı Gerçekler’i, ne kadar başarılı yazıldığı ile ilgili incelemeyeceğim. Bende uyandırdığı hisleri anlatmaya devam etmek istiyorum.

Neden “kurban” oluyoruz?

Sorun gözler önündeyken Ela’nın gerçekleri görmek istememesi çok garip. Tıpkı arkadaşımın Ölümüne Aşk romanındaki isimsiz kadının da görmediği/göremediği gibi. Garip ama sadece romanlarda değil, gerçekte de böyle oluyor. Neden? Anlamıyorum. “Yok canım, bana olmaz” diyoruz. Ama oluyor.

Sonra kendimi de sorguluyorum: Çok mu seviyoruz biz hapishaneleri? Çünkü irisinden ufağına hepimiz o hapishanelerin birer kopyasını inşa etmiyor muyuz kendimize? Evet kiminin avlusu daha geniş, kiminin penceresi daha büyük ama hepimizinki parmaklıklı! Aramızdan kaç kişi çıkıp da ben evliliğimde/ilişkimde kısıtlanmıyorum, özgürce kendim olabiliyorum diyebilir? Bazen kendimizden vazgeçmemizi partnerimiz bile istemiyor bizden. Kendimiz isteye dileye takıyoruz görünmez prangalarımızı. Ruhu olan kadınların güvenli kalelere kapatılıp başlarına da bekçi olarak birer ejderhanın dikildiği masallar mı bizi aşkın böyle bir şey olduğuna inandırdı? Tıpkı Saklı Gerçekler’deki Ela gibi birer “kale prensesi” mi olmak istiyoruz?

Kadına şiddet konusunda ne yapabiliriz?

Sebep aramam da bitince, ne yapabilirim diyorum? Ben ne yapabilirim? Sokağa çıkıp özellikle genç kadınları bulup hepsiyle tek tek konuşmak, yalvarmak istiyorum. Yapmayın, gözünüzü açın; kimsenin sizi değiştirmesine, hele hele şiddet uygulamasına asla izin vermeyin, kendinize dikkat edin, diye. Şiddet gören kadınları evlerinde ziyaret etmek, çantalarını toplayıp kendi evime taşımak istiyorum, güvende olsunlar diye.

Fakat bu işte bir terslik var. Suçu işleyen erkekken, kapatılan neden kadın oluyor? Zarar gören kadını bir kaleden kaçırıp başka bir kaleye tıkmak çözüm mü?

Bunu bana, hazırlamakta olduğum boşanma ile ilgili kitap için yaptığım röportajlar sırasında tanıştığım bir kadın da söylemişti. Şiddet gören kadınları sakladığı güvenli evleri var devletin. Kusura bakmayın ama güveni batsın! Tehdit eden erkek elini kolunu sallayarak gezerken, kapattığı yine kadın olan zihniyet batsın!

Ne yapabilirim diye düşünmeye devam ederken, okuduğum kitapların elini taşın altına koyan kadın yazarlarını tebrik etmek istiyorum. Sorumluluk sahibi yazarlar İnci Yılmaz Şimşek ve Özlem Abut Otluoğlu’nun adlarını bir kere daha anmak istiyorum. Ölümüne Aşk ve Saklı Gerçekler gibi, büyük bir yaraya: “kadına şiddet” konusuna yer veren kitapları hepinize tavsiye ediyorum. Bu eserleri alın, okuyun, okutturun. Etrafınızda sevdiğiniz ne kadar genç kadın varsa hediye edin.

…ve şunu söylemek, hatta haykırmak istiyorum:

Kadına şiddet son bulsun! Mağdurun hakkını koruyan İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girsin!

“Kadına şiddet bitsin” diye yazılmış başka kitaplar biliyorsanız sayfanın altındaki “yorumlar” bölümüne yazabilirsiniz.

“Kadın” temalı diğer yazılarım için buraya bakabilirsiniz.

Diğer kitap inceleme yazılarımı okumak isterseniz buraya, yorumladığım kitapları edinmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

*Özlem Abut Otluoğlu, sosyal medya hesabında her gün çok değerli bilgiler paylaşmaktadır. Kurgunun herhangi bir dalında yazmaya meraklıysanız, kendisini takip etmenizi öneririm.

Güncelleme 18 Mayıs 2023 by dengeliyorum

Ya sence?